Bir bahar çiçeğinden aldım adımı; her zaman bahar gibi taze, her zaman bahar gibi canlı kalabilmek için.
Baharın güzelliği, baharın tazeliği ve canlılığı gibi her zaman dinç ve neşeli olmak için hep adımı taşıyabilen biri olmaya çalıştım. Nergis; ne de çok şey çağrıştırıyor bana. Doğayı, baharı, suyu, taşı, toprağı, dağı çağrıştırıyor. Dağları çağrıştırıyor bana, dağları. Bir nergis çiçeğinin yeri yani Nergis’in yeri dağlar olmalıdır, değil mi?
Dağlara geldiğimde yine "Bir çiçeğin ismini almalıyım," dedim kendime. Çünkü çiçek isimleri kadına en çok yakışan isimlerdir bence. İsim seçimi konusunda düşünürken bir arkadaş bana bu sefer kış mevsimini simgeleyen bir çiçek ismi almamı önerdi: Karın yoldaşı, karın arkadaşı yani kar çiçeği. Ben de bundan yola çıkarak adımı Berfin koydum. Gerillacılık yaşantıma Zagrosların Avaşin cephesinde başladım. Adım tam da yerine uygun mekânlarda yeni yaşantısına başlayacak. Karlı mekânlarda kar çiçeklerine sıkça rastlayacağım Zagroslarda. "Merhaba," diyeceğim Berfin Xeyri Botan yeni yaşantıma.
Çevremin yurtsever oluşundan kaynaklı, partiyi zaten çocukluğumdan beri tanıyorum. Öncü komutanlarımızın hayat hikâyelerini, direniş destanlarını okuyarak, dinleyerek büyütüldük desem tam da yerinde bir tespit olacak. Heval Mazlum’un direnişi, heval Sara’nın cesareti, dörtlerin intikam ateşi, Kemal arkadaşın bağlılığı ve de Xeyri yoldaşın başarıya ve başarmaya olan inancı bizleri bugünlere kadar kesintisiz bir şekilde getirdi. Tüm öncü komutanlarımız bizlere daha güzel yarınlar bırakabilmek için "kendin olmaktan" çıkıp "biz olmaya" gönül verdiler. Büyük emek ve çabalarla, müthiş direnerek mücadeleyi bugünlere kadar getirdiler. O kadar emeğe karşın Xeyri arkadaşın yine "Mezar taşıma borçludur yazılsın," diye yazılmasını istemesi müthiş derecede bir bağlılığın en büyük göstergesidir. Şimdi soruyorum kendime: Onlar mı borçlu yoksa bizler mi? O kadar şanslıyız ki ne mutlu bizlere, böylesi öncülerin, böylesi komutanların ardıllarıyız. Hayri arkadaşın bu sözü daha ben gerillaya katılmadan gün içerisinde defalarca aklımdan geçiyordu. Bu davaya kanıyla, canıyla layık olan birinin bu denli bağlı olması vicdani yönden beni ciddi anlamda sarstı ve bir şeyler yapmam gerektiğini bana hatırlattı. Hayri arkadaşın bu sözünün gerillaya katılmamda büyük payı var. Ve bundan dolayı yeni yaşantımda alacağım yeni isminde kesinlikle Xeyri arkadaşın adını almalıyım diyerekten, yeni adımı Berfin Xeyri Botan koyarak yürümeye başlayacağım. Ve bu benim yeniden doğuşum olacak…
ŞEHİT: EN BÜYÜK İNTİKAM GEREKÇEMİZ
Zaman dur durak bilmeden akıp gidiyor. Zamana ne sığdırdığın önemli. "Nasıl yaşadın, nasıl yaşamalı?" sorularını kendine sormalı insan. Evet, yoğun bir savaşın içerisindeyiz. Düşman altüst olmuş durumda. Bizim arkadaşların karşısında artık gerçekten çaresiz kalmışlar. Kayıp veriyorlar, çok ciddi anlamda kayıpları var ama yine de "Yenilen pehlivan güreşe doymaz," misali Kürdistan özgürlük gerillalarına karşı savaşmaya çalışıyorlar. O zaman bizden günah gitti; geleceğiniz varsa göreceğiniz de var Türk ordusu… Savaş bu, oyuna gelmez, şakaya gelmez. Biz savaşmanın meraklısı değiliz. Ama bizim ülkemize el uzatılıyorsa; bizim halkımız özgür bir şekilde kendi dili, kendi kimliği, kendi kültürü, örf ve âdetleriyle yaşayamıyorsa o zaman bizler halk savunma güçleri olarak üzerimize düşen neyse, ne ile görevliysek gereklerini yerine getirmek için canımız pahasına bir an bile tereddüt yaşamadan gerekeni yaparız. Bizden istenilen budur, halk bizden bunu istiyor, tarih bize bunu emrediyor.
Evet, biz bir halkın sorumluluğunu üstlendik. Biz Kürt halkına "Bizler bu yolda varız," dedikçe ve bu yola girerken her şeyi göze alarak girdik. Bu yolda onurlu bir şekilde halkının şehidi olmak da var. Ve böyle bir yolda bu şehadeti seve seve karşılarız. Çünkü özgürlük gerillaları olarak bizler kanımızla ve canımızla yeniden doğuşlar gerçekleştiriyoruz. Kürdistan’da doğacak olan yeni canlara can veriyoruz.
Bir süre önce Şerjin arkadaşın Gabar’da bir eylemde iki arkadaş ile birlikte sonsuzlaşarak şehitler kervanına katıldığını öğrendim. Şerjin arkadaş eylemde yaralanıyor; her iki arkadaşa her ne kadar gitmelerini söylese de Deniz ve Kendal arkadaşlar onu bırakmıyor. Son ana kadar düşmanla çatışarak şehadete ulaşıyorlar. Yoldaşa ve yoldaşlığa müthiş bağlılığın örneğini tarih bizlere bir kez daha gösteriyor. PKK’de gerçekten de bu böyle; canın pahasına da olsa asla yoldaşını arkanda bırakmazsın. Bu, PKK’nin en büyük ahlak ölçülerinden biridir.
Onun şehadetini duyunca nasıl karşılayacağımı bilemedim. Kutsal bir yol uğruna verilen bir bedel vardı ve bu kutsal yolun onlarca, yüzlerce şehidi… "Devrim bedelsiz olmaz," gerçekliğinden yola çıkarak olgun karşılamaya çalıştım ama ister istemez insanda biraz duygusallık oluşuyor. Ne de olsa okul yollarımın yoldaşı, çocukluk oyunlarımın arkadaşıydı. Onu sonsuzluğa uğurlarken içimdeki intikam hırsından bir nebze bile olsa asla ama asla vazgeçmeyecek; aksine içimdeki bu intikam ateşini her geçen gün daha gürleştireceğim. Çünkü şehit bizim intikam gerekçemiz; intikam almak için ise şehit bizim yaşama sebebimizdir.
…
Esen yelin rüzgârına savurmak istiyorum saçlarımı. Avazım çıktığı kadar bağırmak, gücüm yettiği kadar haykırmak. Haykırmak istiyorum çılgınca yağan yağmurun altında; yüzüme yapışan saçlarımla iliklerime kadar hissetmek istiyorum toprağın kokusunu. Toprak ve yağmur, rüzgâr ve dağ ne de çok yakışıyor birbirine. Hakikate ulaşmak bu denli uzak olmasa gerek. Bir yağmur olup toprağa karışmak, bir rüzgâr olup dağlarla buluşmak zor olmasa gerek. Her canlının hakikatten pay alma yolunda kesinlikle belirli çabaları olmuştur. Her canlı hakikate ulaşma çabası içerisindedir. Hele ki özgürlük savaşçıları, bu yoldan şaşmayan ve vazgeçmeyen yolculardır.
Ey dağlar; ey güzeli alan yiğidi saran dağlar, ey cana can katan ey olmazların üstesinden gelen dağlar! Kimler geldi geçti bu yollardan; kimler yudumladı sularından; kimler kokladı çiçeklerinden, nergislerinden ve de berfinlerinden? Dağların en yücesini yuva bildik, dağların en kadimini mesken bildik. Çeper tuttuk en asi dağlarda, adım adım yol aldık bu dağlarda. Bıkmadan, sıkılmadan, yorulmadan layıkıyla yaşamaya çalıştık bu dağlarda. Bundandır bu kadar sevdalıyız bu dağlara, bundandır bu kadar bağlıyız bu toprağa. Biz ki sonsuzca gönül verdik bu dağlara, bu kavgaya, bu davaya. Bizler olmazı olur, bilinmezliği bilir kıldık bu dağlarda. Dağlar bize eş dost, dağlar bize yol yoldaş, dağlar bize yar oldu. Sevmeyi ve sevilmeyi, anlamayı ve adaleti; aşkın ve sevginin en açık adresi oldu. Dağlar bana ben olmayı, dağlar bende sen olmayı öğretti bana. Ben değil "biz" olmayı öğretti dağlar.
Ey yüce dağlar; ey gerillanın meskeni, ey Kürt halkının dayanağı olan dağlar, son nefesime kadar sizlerle olmak, sizlerle yaşamak en büyük arzum. Özgür günler yakındır, biliyorum. Özgür Önderlikle, özgür ülkede buluşacağımız anı sabırsızlıkla bekliyorum. Bugün, yarın belki de daha yakındadır, kim bilir…


