Neolitikten şimdiye kadar, egemenlere karşı direnenler hep olmuştur. Ama onlar savaşta nasıl savaşacağını bilmediği için, hem de rastgele ve düzensiz bir şekilde savaştığı için ordu sahibi egemenlerin karşısında zayıf düşmüşlerdir. Bu savaşın sonunda hep acı çeken taraf olmuşlardır. Savaş için 3 temel önemli konu vardır. Bir stratejik düşünmek ve ona göre hareket etmek, iki taktik boyutunda yaratıcılık ve yeni hamleler.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 708
Silahların tarihi insanlığın doğuş tarihine denktir. İlk insan, güdüsel olarak şekillenen açlık ve savunma gibi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için düşüncesine eşit bir gelişimle silahları da yavaş yavaş keşfetmeye başlamıştır. Başlangıçta doğadaki vahşi canlılardan kendini koruma ve yine doğadaki canlıları avlayarak beslenme ihtiyacını karşılama temelinde ilkel aletler geliştirmeye başlamıştır.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 638
Berfin Nurhak
Ortadoğu devrimine açılımı ve bunun oluşturduğu heyecanı, motivasyonu ve yoğunluğunu Kadın Özgürlük Hareketinin militanları olarak yaşıyoruz. Son yıllarda bu kapsamda yoğunlaşan kadın mücadelemiz içerisinde gördük ki; Demokratik Ekolojik-Kadın özgürlükçü paradigma ve bu bakış açısına dayanan Demokratik Sosyalizm ideolojisi, Kadın Kurtuluş İdeolojisi Ortadoğu halkları, kadınları için kurtuluşun ve özgürlüğün kaynağı olmakta ve buna önemli bir düzeyde yönelme görülmektedir.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 643
Özgürlük için savaşan kadınlar olarak, toplum adına tarihi bir mücadele yürütüyoruz. Erkek egemen zihniyetle şekillenen tarihle mücadele etmek bizim doğal hakkımızdır. Kürt kadınları olarak, bütün kadınlara cevap olabilmek için, özgürlüğün derinliğine inmeliyiz.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 703
Mitoloji, efsane bilimidir. Mitos, Yunanca söylence, efsane anlamındadır. Duyulan ya da söylenen sözdür. Bir başka değişle tanrılar, yarı-tanrılar ya da kahramanlarla ilgili masal, destanlardır. Mitoloji, binlerce yıl insanların düşünce tarzı olmuştur. Ve bugün hala zihniyetimizdedir. İnsanların çocukluk çağının düşüncesidir. Dili şiirseldir.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 722
Kadınlar olarak var oluşumuzu daha iyi değerlendirmeliyiz. Cins mücadelesini iki boyutta değerlendirmeliyiz. Birincisi cins mücadelesinin amaçları, ikincisi ise cins mücadelesinin yöntemleridir. Cins mücadelesinde çıkan sorunları tespit edersek çözümünü de bulabiliriz. Kadının özgürlüğünde toplumun özgürlüğü gelişecek.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 688
Toplumsallığın gelişmesi için eşitlik önemli, eşitlik özgürlük kapsamında önemli bir yere sahiptir, eşitlik olmasa özgürlük gelişemez. Eşitlik genelde kaba olarak ele alınıyor. Bana nasıl davranıyorsa, ona da öyle davranması gerek, gibi ele alınıyor. Biz bu ele alış tarzını benimsemiyoruz. Önderlik eşitliği böyle ele alanları firavun özgürlüğünü yaşayanlar olarak tanımlıyor. Hareketimiz kaba eşitliği benimsemiyor. Eşitliği özgünlük boyutunda ele alıyor. Örgüt içinde; ‘’Erkeklere ne geçerliyse bizim için de geçerlidir ya da erkeklerin ne hakları varsa bizim de olunmalı’’ tarzıyla yaklaşsaydık, özgürlük boyutunda gelişmeler yaşanmazdı. Önder Apo kadın arkadaşların özgünlüğünü farklı ele aldı. Ve bu ele alışla farklı bir eşitlik ortaya çıktı. Önderlik buna; pozitif ayrımcılık, dedi. Özgürlük eşitliği kapsıyor ama eşitlik özgürlüğü kapsayamaz. Özgürlük eşitlikten daha geniş bir kavramdır. Özgürlük yolunda eşitlik bir basamaktır. Özgürlüğe giden yolda diğer basamak ise ahlaktır. Önderlik ahlakı özgürlükte var oluş olarak görüyor. Özgürlük ahlak ilkelerinde anlamını buluyor. Toplumun sorunlarını çözebilecek olan ahlaktır. İyi bir ahlak, derin bir ahlak kültüründe toplum daha sağlam bir şekilde kendi ayaklarının üzerine durur. Bir toplumda çok sorun varsa burada ahlak boyutunda sorun vardır demektir. Kapitalist sistem en çok toplumun ahlakına saldırıyor. Kapitalizmin en büyük amaçlarından biri de toplumda ahlakı zayıflatıp, toplumu düşürmektir. Bir toplumda ahlak varsa kapitalist sistem bir dakika bile orada sistemini sürdüremez. Ahlakın bittiği yerde, kölelik başlar. Önder Apo, ahlak için; ‘’Toplumun kolektif vicdanıdır’’, diyor. Evet, ahlak toplumsallığın özüyle kendini ayakta tutmasını sağlar. Bir insan vicdansız ve ilkesiz olursa özgürlüğe olan yaklaşımları da bireyci ve sadece kendi istekleri doğrultusunda olur. Ahlak kaba düz bir çizgide ve eksik noktalarda değerlendiriliyor. Ahlaksızlık sadece hırsızlıkla, yalanla ele alınamaz. İnsani özelliklerden uzak biri ahlaksızdır, örnek vermek gerekirse kendi üzerinde baskıyı saygısızlığı kabul etmeyip, başkaları üzerine kabul etmek en büyük ahlaksızlıktır. İyi yapmak, iyi düşünmek de ahlakı akla getirir. Ahlak genelde iyi olarak ele alınır, ama neye göre iyi? Bunun üzerine çok düşünmeliyiz. İyilik adı altında bazen kötülük yapıyoruz, yardım adı altında bazen yanımızdaki insanları iradesizleştiriyoruz. Bazen bilinçsiz bir şekilde iyiliği kendi istediğimiz yöne çeviriyoruz. İnsan kendini bir toplumda faydalı görürse o zaman ruhunda özgürlüğü yaşıyordur. İnsan bir şeyler yaptığını gördüğünde özgürlüğe daha çok bağlanıyor. Ahlakın red kabul ölçülerinde muğlaklık olmaması gerek bu konuda bireyci davranılmamalıdır. Her yerde ahlak var, askeri, ideolojik, siyasi vb her şeyin ahlakı var. Aslında ahlakın ölçüleri var, bu ölçülere göre hareket edilmese toplum yozlaşmaya doğru gider. Politika ve Özgürlük Özgürlük toplumsaldır, bu yüzden politika şarttır. Toplum kendini nasıl örgütleyecek, nasıl yürütecek olgusu politikayla oluşturuluyor. Politika toplumun pratik hafızasıdır. Toplumun ortak aklıdır. Politika özgürlüğün başlangıcıdır. Politika kendini yönetme sanatıdır. İnsan ne kadar kendini yürütebilse o kadar özgürdür. Bu yüzden özgür olabilmek için politik olmalıyız. Politik olursak bazı kararları alabiliriz, sürekli başkalarında yardım istemek insanı zayıflatır. Önderlik politika için şöyle diyor; ‘‘Politika insan özgürleştirir.’’ Politiklik uyanıklıktır, ön görü sanatıdır. Yaptığın işin ilerde neye yaracağını bilirsin, yani öz sezgisi güçlüdür. Politik olmayan insan bireylere teslim olup, kendi gözüyle dünyaya bakmaz. Hep başkalarının ne düşündüğünü düşünür ve başkaları tarafından manipüle edilir. Politika ahlakı takip ediyor. Politika ahlakın yöntemi oluyor. Ahlak hakikatse politika da yöntemidir. Uygulayandır. Bilinç İnsan bilmediği bir şeyin kölesi olur. İnsan ne kadar bilinçlenirse o kadar özgürlüğe yakınlaşır, gerçeklik bizde uyandığında o kadar özgürleşiriz. Bir insanda ne kadar ideolojik bilinç varsa o kadar büyük yaşar. Önderlik bilinçsizlik köleliktir diyor. Askeri, ideolojik siyasi boyuta bilinçlerimiz hep yarım yamalak ve kendimizi de bu şekilde yeterli görüyoruz. Bilinçlenmek için kendimizi sürekli eğitmeliyiz. Önce kendimizi bilmeliyiz. Niçin savaşıyoruz, kimiz sorularına cevap bulmalıyız. Kendini tanımak, hangi konuda güçlü hangi konuda zayıfsın farkına varıp üzerine gitmek önemlidir. Tarihinle ve misyonunla kendini tanımalısın. Kendini tanıyan bilinçli bir insan etkilidir. Kendini tanımak, evrensel güce ulaşmaktır. Kadın olarak ne kadar kendimizi tanıyoruz, misyonlarımızın farkında mıyız sorularını kendimize sormalıyız. Özgürlük yolunda en büyük çetin savaş kendini tanımaktır. Bilinçli insan erdemli güçlü insandır. Kendini tanımak boyutunda analitik zekâ ve duygusal zekasını eşit bir boyutta çalışması gerekir. Duygularımıza anlamlı bir yön vermeliyiz. Büyük duygular önemlidir. Bilinçle ilgili anlam konusu var. Anlam da önemli bir konudur. İnsan ne kadar anlarsa o kadar özgürdür. İnsan ne kadar anlamdan uzaklaşırsa gerçeklikten o kadar uzak olur. Anlam verdiğimiz zaman enerjimiz yükselir. Küçük bir tartışmada bile insan anlam bulmalı, anlam verdikçe özgürlük gelişir. Güzelliğin, yaratıcılığın, bilincin vb. konuların anlamını bilirsek o zaman özgürlüğe yakınlaşırız. Anlam vermek için biraz çelişki de yaşamalıyız. Özgürlük yolunda özgür bir insan her şeyi sorar ve çelişki yaşar. Önderlik küçük yaşta her şeyi sormuştur. Ve o zaman ilk çelişkileri başlamıştır. Bu çelişkiler Önderliğin sıradan yaşamasına izin vermemiştir. Çelişkilerin olduğu anda kaoslar başlar. Özgürlük anları kaos dönemlerinde yaşanıyor, kaoslara doğu müdahale edersen özgürlüğü anı anına yakalarsın. İnsan özgürce her yerde çelişkilerini paylaşmalı, içine atmamalı, çelişki olacak ama bu çelişkilere yol açmalıyız. Çelişkilerle sürekli bir kaos içinde olursak boğuluruz. Çelişkilerden kurtulmak için esnek düşünmeliyiz, dogma kalıplarından uzak durmalıyız. Kapılarımızı açmalıyız. Zihnimizde putlaşma olursa olmaz. Özgürlük statik değildir. Akışkandır. Dogmatik olan insanlar özgürlüğe açık değildir. Ve sorunlara karşı çözümsüzdürler. Esnek olmayınca ‘tekrar’ oluşuyor, ‘tekrar’ da özgürlüğü öldürüp köleliğe sürüklüyor. ‘Tekrar’ yeni değişimleri görmememize izin vermiyor. Esnek insanlar her zaman renklidir. Özgür olmak istiyorsak biraz esnek olmalıyız. Esneklikte enerji var, enerji akışkandır. Akışkanlıkta özgürlüktür. Her insan da enerji var mühim olan bu enerjiyi ortaya çıkarmaktır. Özgür insan akışkandır ve etrafını da kendisiyle birlikte akıtır.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 643
Özgürlük kelimesi bütün insanlarda, tutku, heyecan ve büyük bir azim oluşturuyor. Özgürlük salt teorik olarak ele alınacak bir kavram değildir. Özgürlüğe hayal gibi bakılıyor, özgürlüğü sadece neolitik dönemde görüp ve eskiden olup bitmiş gibi bakılıyor bu anlayış yanlıştır. Özgürlüğün elinden ne kadar tutarsan ve ruhunda ne kadar hissedersen o kadar özgürsün. Özgürlüğü ruhunla bilinçli bir şekilde tamamlamalısın, özgürlük mekân, kişi ve zamana göre değişmiyor. Özgürlük sadece siyasi bir kavram değil, felsefi ve ideolojik bir bakıştır. Özgürlük ruh ve yaşamdır. Özgürlüğü doğru bilinçli bir şekilde ele almalıyız. Yaşam tarzımız ne kadar özgürse biz o kadar özgürüz, arayış olmalı özgürlüğe erişebilmek için büyük arayışlara girmeliyiz. Önder Apo sadece özgürlüğün tanımını yapmadı, özgürlüğün yaşamını oluşturdu, bize özgürlüğü hissettirdi. Ve nasıl niçin özgür olmamız gerektiğinin yolunu gösterdi. Özgürlüğün kapsamını genişletti sadece insana, zamana ait olmadığını, bütün evrene ait olduğunu dile getirdi. Evren zenginleştikçe özgürlükle bir oluyor. Önderliğin özgürlük üzerine derin değerlendirmeleri var. Önderlik özgürlüğü Amargi’den ele aldı. Amargi nedir? Neolitik dönemde toplumsallık erkek-iktidar tarafından saldırıya uğradı ve daha sonraki dönemde toplum kendini yeniden oluşturmakta zorlandı. Ana toplumsallığına inananlar öne çıkıp büyük bedelleri göze alarak ‘Ana’ya dönüşün mücadelesini verdiler. Ve işte ‘Ana’ya dönüş Amargi’dir. A-MAR-Gİ, mar, anneden geliyor, yani kadından, insanlık o dönemde öze dönüşü özgürlüğü kadında buldu. İnsanlık köleliği, maddi manevi değerlere olan gaspı görünce Amargi dediler. Onlarca din mezhep kullandıkları dile özgürlüğün bu anlamını taşımışlardır. İnsanlık Amargi’nin kutsallığında ve gerçekliğinde özgürlüğe yürümekten vazgeçmemiştir. Günümüz savaşların temelinde bu anaya dönüş mücadelesi vardır. İnsanlık ne zaman anaya dönüşü gerçekleştirirse özgürlüğe erişecek. Özgürlüğü sadece siyasal boyutta değerlendirirsek özgürlük hakikatine ulaşamayız. Öyle bir sistemle savaşıyoruz ki özgürlüğü kendilerince ele alıyorlar. Kendi bireysel çıkarları için kullanıyorlar. Erkek kadını hakimiyeti altına alarak; ‘Seni özgürleştireceğim’ diyor, iktidar toplumu köleliğe sürükleyerek özgürlükten bahsediyor. Özgürlük düşmanları, özgürlüğün anlamını bilerek boşaltarak toplumu ve kadını kendi rehinlerine çeviriyorlar. Arkadaşlar özgürlük hakkında soruya cevabı; Gulan Arkadaş; ’’Benim için özgürlük, zor ve korku uyandıran bir olayın üzerine gitmek ve zafer elde etmektir’’. Deniz Arkadaş; ‘’Özgürlük benim için hakikat ve doğanın özüne ulaşmaktır.’’ Faraşin Arkadaş;’’ Özgürlük başarıdır, her şeyde başarı, devrim yolunda başarıdır.’’ Delila Arkadaş;’’Özgürlük var oluştur ve hedefinde başarıya ulaşmaktir’’. Sılava Arkadaş;’’Özgürlük bizde başlıyor, büyük bir iradenin ortaya çıkışı özgürlüktür’’. Arkadaşların tanımı anlamlı, çekici ve güzeldi. Özgürlük Kürtçe’de Azadi ‘dir. Aza’nın anlamı kendini yeniden yaratan, doğuran, dönüştürendir. Özgürlük ideolojik felsefik bir bakış istiyor. Azadi kelimesinden de anlayacağımız gibi doğuran, yaratan, üreten özgürdür. Özgürlükte ‘ öz’ ise kendi benliği, iradesi, kendi kimliği var, özgürlüğün hem Kürtçe hem Türkçe anlamına baktığımızda kökeninde, var oluşunda kadının özü ve kutsallığı vardır. Özgürlüğün ölçüsü ve değeri vardır. Sistem özgürlüğün üzerinde oynayarak soyutlaştırdı. Ve sonra saptırdı. Sistem toplumu manevi özünden kopartarak özgürlükten uzaklaştırdı. Sistemde toplumun tercihleri geçersizdir, onun yerine sistemin tercihleri vardır. Özgürlük üzerine büyük bir algı operasyonu var. Sistem sahte özgür aşkı geliştirip, insanları mülkleştirdi. Birbirini yüceltmeyen duruş özgürlük değildir. Kapitalizm özgürlüğü kişiselleştirdi. Duyguların kölesi, alışkanlıklar ve isteklerin kölesi yaptı, bu anlayış özgürlük arayışından uzaktır. Özgürlüğün ilkeleri var. Gerçek özgürlük, kendini topluma adamaktır, sahte özgürlük ise bireyciliktir. Kapitalizmin bize sunduğu sahte özgürlüğün farkına varmalıyız. Bir insan kendi iradesiyle değil, birilerin gölgesinde yürüyorsa biz buna özgürlük diyemeyiz. Özgür kadın kim sorsak bütün arkadaşlar ‘Zilan’ diyecek. Özgürlük sadece ucuz bir söylem değil, büyük bir kararlılık ve arayıştır. Özgürlük büyük bir düzey istiyor, dağlarda olduğumuz için çok şanslıyız, özgürlük için büyük zeminler oluşmuş. Özgür kadın kimdir sorusuna cevaplarımız var. Özgürleşsek de olur, özgürleşmesek de olur anlayışı kapitalizmin sistem anlayışıdır. Yani özgürlüğün çizgisi net ve somuttur. Düşman bize köleliği dayatıyor bizim cevabımız da ya özgürlük ya özgürlüktür. Özgürlüğü istiyorsak ona göre hareket etmeliyiz. Yaşam coşkusu özgür insanın ölçülerinden biridir. Özgürlük savaşçıları olarak, an be an büyük bir arayış içinde olursak o zaman özgürlükle bir oluruz. Ruhumuzun bizimle olması gerek, ruhumuzu kimseye teslim etmemeliyiz. Sahte ve gerçek özgürlüğü iyi tanımlamak için özgürlük ile toplum arasındaki bağı çözmeliyiz. Önder Apo; ‘’Bireysel özgürlük negatiftir, toplumsal özgürlük pozitiftir’’ diyor. Bir toplumun özgürlüğü ne kadar önde olursa bireyi de o kadar özgürdür. Yani kendimizle çevremizi de özgürleştirmeliyiz. Birey ne kadar özgürleşirse kendi özgürlüğüyle birlikte toplumu da özgürleştirmelidir. Birey, diğer insanların emeklerini ayaklar altına almayacak kadar özgürdür. Önder Apo’nun özgürlük hakkında bir değerlendirmesi var ve şöyle söylüyor; ‘’Eğer kendi özgürlüğünüz, yeni özgürlüklere kapı aralıyor ve başkalarının özgürlüğüne vesile oluyorsa anlamlı ve yaratıcı bir özgürlüktür. Ama böyle bir sonuç yaratmaktan çok sizi belirli sınırlara hapsediyor ve zaman içinde kanatlanmanızı engelleyen bir ağırlığa dönüşüyorsa bu özgürlük oluşturucu değil, tutsaklaştıran bir özgürlüktür. ‘’ ‘Bana özgürlük, sana yok’, anlayışı kendisiyle birlikte faşizmi doğuruyor. Türk devleti, ben özgür olayım, Kürtler olmasın, diyor, bu faşizmdir. Biz de sadece Kürt Halkı’nın özgürlüğünü isteseydik, şimdiye kadar elde etmiş olurduk. Ama biz özgürlüğü evrensel olarak ele alıyoruz. Arap, Ezidi, Süryani halklarımızın özgürlüğü için savaştık bu bir evrensel özgürlük anlayışıdır. Toplumsal kimliğimizi kazanmak istiyoruz.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 671
Halkların ulusal bağımsızlık bilinciyle ayağa kalktıkları ve önemli gelişmeler yarattıkları kapitalizm çağı, Kürt Halkı açısından daha da tanınmaz olmanın yaşandığı bir çağ olmuştur. Kürt sorunu sınıflı toplum tarihinin yarattığı birikimlere kapitalist sistem yönelimleri de eklenince Ortadoğu'da bir kördüğüm haline gelmiştir. "Kürt var mı, yok mu" tartışmalarına konu edilecek kadar inkarla karşılaşmış, en insani-evrensel haklardan, demokratik kriterlere kadar temel hak ve özgürlükler Kürt halkı açısından geçerli sayılmamıştır. Kürt sorununun giderek derinleşen bir seyir izlemesi, kapitalizmin Ortadoğu'ya giriş karakteri ile yakından bağlantılıdır. Yükselen kapitalizm çağının etkileri 19.yy’da Ortadoğu'ya yansımıştır. Dönemin "hasta adamı" olarak tanımlanan Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyeti altındaki halklar milliyetçilik akımının etkisiyle bağımsızlık savaşlarına girişmiş, 1830'larda Yunanistan'la başlayan, Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk gibi, ülkelerin bağımsızlıklarını ilan etmeleriyle önemli gelişmeler yaşanmıştır. Buna karşı Osmanlı imparatorluğu yükselen kapitalizmin üstünlüğünü kabul edip, kendisini reformasyona tabii tutmakla; kapitalizme karşı tutucu davranıp, denge politikaları ile ayakta kalmak arasında gidip gelmiş, denge oyunlarıyla varlığını korumaya çalışmıştır. Kapitalist emperyalizmin iki temel gücü olan İngiltere ile Almanya arasındaki denge varlığını korudukça, Osmanlı imparatorluğu dış güçler tarafından da ayakta tutulmaya çalışılmıştır. Osmanlı imparatorluğunu yıkmak yerine, Osmanlı sarayını emperyalizme bağımlı kılmak ve bu yolla bölge üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda denetim geliştirmeyi yeğlemişlerdir. Özellikle İngiltere somutunda yoğunluk kazanan bu politikalarla Osmanlı imparatorluğun ömrü yüz yıl uzatılmıştır. Fransa ve Almanya da benzer politikalarla bölgede etkinlik kazanmaya çalışmışlardır. Kapitalist-emperyalizme karşı Ortadoğu'da gelişecek halk mücadelelerini önlemede Osmanlı imparatorluğu adeta bir kalkan durumuna getirilmiştir. Bir yandan Osmanlı imparatorluğu ayakta tutulmaya çalışılırken, başta İngiltere olmak üzere, emperyalist devletler Ortadoğu'da Hıristiyanlara sahip çıkma adına politikalar yürütmüş, Kürtleri tecrit etme ve imparatorluğun emperyalizme bağımlılığını geliştirmek için bir koz olarak kullanma yoluna gitmiştir. Bir yandan Osmanlı imparatorluğunun giderek merkezileşen yapısı, bir yandan Kürtlere dayatılan tecrit 19. Yüzyıl isyanlarına yol açtığı gibi, İngiltere'nin böl-yönet politikalarına hazır hale getirilmiş bir zemin oluşturulmuştur. Ortadoğu'da gelişen milliyetçiliğin ayrılıkçılık ve halklar arasında karşıtlık doğurmasının temelinde kapitalizmin bağımlılık temelinde gelişmesi yatmaktadır. Bedirhan bey, Yezdanşer, Şeyh Ubeydullah gibi, 19. Yüzyılın en büyük Kürt ayaklanmaları hem Osmanlı imparatorluğunun giderek merkezileşen yapısı, hem de bahsettiğimiz politikaların etkisi ile yaşanmıştır. İran karşısında 19. Yüzyılda geliştirilen Seyit Taha önderlikli Nehri isyanında da aynı amaç güdülerek, İran şahlığı zayıflatılarak, İngiliz yönetimine yakınlaştırılmıştır. Böylece hem halklar hem de bölgenin egemen devletleri üzerinde emperyalist sömürüyü derinleştirme hedeflenmiştir. Kürtler, egemen devletler karşısında tehdit aracı haline getirilmiş, çıkarları gerektirdiğinde isyana yöneltilerek, gerektiğinde de egemenlikleri altında oldukları devletler eliyle katledilecek konumda tutularak kullanılmak istenilmiştir. Kürt halkı açısından daha sonraki dönemlerde de etkisini sürdürecek olan yoğun tahribatlar bu dönemde yaşanmıştır. Nitekim Osmanlı imparatorluğu sınırlarında etkin olmaya başlayan milliyetçilik akımının imparatorluğu parçalanma sürecine sokması nedeniyle çıkarları sarsılan Kürt feodallerinin statülerini korumaya dönük şekillendiği ve ilerici bir ideolojik yapılanmayı temsil etmediği için, örgütsüz, plansız gelişen isyanlar kanla bastırılmış, önderleri ya katledilmiş ya da teslim alınmıştır. Her iki durum da Kürt halkının gelişim dinamiklerinin sarsılması anlamını taşımaktadır. Ancak emperyalist çıkarlar doğrultusunda şekillendirilen milliyetçilik, halklar açısından tek gerçeklik olmayıp, halklar arası tarihsel birliktelikleri ve Ortadoğu'nun kültür zenginliğinden kaynaklı halklar arası kardeşlikle sürekli çatışma halinde olan bir olgu olarak varlık kazanmıştır. Birincisi Ortadoğu'yu sürekli kaybedişe ve anlamsız savaşlara sürüklerken, ikincisinin başarılması günümüzde de tarihsel gelişmelere imza atmak anlamına gelmektedir. Ortadoğu'da dış dengelere ve güçlere dayalı olarak ayakta kalmaya çalışmak, öz gelişim dinamiklerini de yitirmeyi ifade etmiştir. Nitekim Osmanlı imparatorluğu gerekli reformasyonlara gitmemekle ayakta kalma şansını yitirmiştir. İngiltere ile Almanya arasındaki dengelerin bozulması sonucu yaşanan birinci dünya savaşında taraf olmak durumunda kalmış, müttefiki olan Almanya'nın yenilmesiyle imparatorluk dağılmış, Ortadoğu kapitalist emperyalizmin sömürülerine ardına kadar açılma tehlikesiyle yüz yüze gelmiştir. Ancak emperyalizmin iti ite kırdırtma politikaları ile 19. yüzyılda Türk-Kürt ilişkilerinde yaşanan bozulmaya rağmen, halklar arası tarihsel birliktelik ruhu ile emperyalizmi sınırsız sömürü savaşımına karşı durma seçeneği de açığa çıkmıştır. Dönemin kritik koşullarında Anadolu'da M. Kemal önderliğinde gelişen ve esas olarak Kürt ve Türk halklarının ortak iradesine dayanan ulusal kurtuluş savaşı bu tarihsel misyonla yüklenerek gerçekleşmiştir. İlerici ve akılcı yönü ağır basan Avrupa uygarlığının olumlu özelliklerine sahip çıkan ama emperyalist yönünü de reddeden bir karaktere sahip olduğu için kısa zamanda halk desteğini kazanmış, TC bu temelde varlık kazanmıştır. Ancak ulusal kurtuluş savaşının hemen ardından emperyalist politikalar yeniden yoğunluk kazanmış, Lozan antlaşmasıyla dört ayrı ülkenin egemenliği altına giren Kürt halkı yeniden bu politikaların merkezi haline gelmiştir. Gerek 19. Yüzyıl gelişmelerinin halklar arasında yarattığı ayrılıkçılık zihniyeti, gerek geleneksel toplum yapılarındaki gerilikler, Türkiye Cumhuriyetini gericileşme tehlikesiyle yüz yüze getirmiştir. Bugün Kürtler’e dönük sürdürülen soykırım politikaları böylesi bir tarihsel arka plana sahiptir. Bu arka planın bilinmesi, sürekli gündemde tutulması aşılmasının önemli dayanağıdır. Bu anlamda Türkiye’nin demokratikleştirilmesi de yine yüz yıl boyunca inkar, imha ve soykırım politikalarına maruz kalan Kürtler’in hak ettiği tarihsel zemine oturtulmasında önemli bir çıkış olacaktır. Bugün yürütülen bütün çalışmalar bu yönlüdür ve çıkışı yaratacak güce ulaştığı artık somutlaşmış bir gerçektir. Kürt ve Kürdistan Tarihi Kitabından Derlenmiştir
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 665
Değer gerçek anlamıyla parçalanmayan bir bütünü temsil eden duyguların ve hislerin, yaklaşımların dile gelmeden pratikleşmesidir. Bir olgudur. Manevi bir yaklaşımdır. Değer anlamla doğan, sevgiyle büyüyen ve asla ölmemesi, öldürülmemesi gerekendir. Ölümsüzdür. İnsan her anlamıyla bir değerdir, özünde değerlidir. İnsanı değerli kılan onun toplumu ahlakı ve vijdanıdır. İnsan değerlerinden koptu mu hiçleşir. Değerin olmadığı yerde doğal olmayan ölüm gerçekleşir. Doğal olmayan ölüm aynı zamanda bir toplumun değer yargılarının ölçütü olur. Değerin yüksek düzeyini kendisinde yaratan insanın ölüm biçimleri farklı olur. Özellikle bu bir yoldaşsa düştüğü toprak bile amansız canlanır, farklı çiçekler açar ve ayrı bir heybet sarar o toprağı, mezarı. Ve aslında buna ölüm demek bile yanlış olur. Çünkü burada yeni bir yaşamın canlanışı söz konusudur. Bir bitişin belki de en anlamlı başlangıcıdır. Nasıl ki değer artırıldıkça güzellik ve anlam ortaya çıkıyorsa tam tersine değersizleştirmekte değerden kopuşu ifade ediyor. Eğer bugün kuantum teorisinde her şeyin canlılığından, varlığından, anlamından bahsediliyorsa burada değer olgusu açığa çıkıyor. Her şey bir dualite ve ahenk içerisindedir. Bu güzellikle değerin kendisi var olur. Oysaki bir parça ekmekten tutalım, dökülen bir damla kana kadar, bir duruştan tutalım bir gülüşe kadar, bir bakıştan tutalım, bir söze kadar, bir ayrılıktan tutalım, bir kavuşmaya kadar özgürlüğe hizmet ettiği oranda kendisince bir anlamı ve değeri vardır. Ve bizim de; bu toprağa ayak basmamızı sağlayan, bağlanmamızı gerektiren; ‘Hakikat aşktır, aşk özgür yaşamdır’ dedirten, özlettiren, bayrağına, içtenlikle ideolojisine, harekete, felsefeye bağlayan, o dökülen bir damla kan ve sınırları adalarla çizilmiş mesafelerdeki derin sonsuz değer verdiklerimiz değil midir? Bu nedenle anlamsız olana, yanlış olana ve yanlış anlamalara, duruşlara, pratiklere yer verilemez bizim yaşamımızda. Gerçek değer hakikatin farkına varmakla gerçekleşir. Aynı zamanda birbirini anlamlı kılmak ve her şeye rağmen mücadele etmek, yoldaşın yoldaşı olmakla oluşur değer. Güldürmekte değerdir, gülmekte. Sadece bazen bir tebessüm bile değerdir. Sohbet de değerdir. Doğru sevmek de değerdir. PKK’li olmak yolunda her bir bedeldir değer. Yücelip de, yüceltmektir değer. Her şeyin ötesinde felsefemizde en hakiki olan şudur ki, Önderimiz, halkımız, şehitlerimiz ve yoldaşlarımız, emek ve terle günümüze kadar gelen her şey en yüce değerlerimizdir. ŞEHİT BERÎTAN AKADEMİSİ TARTIŞMALARI’NDAN
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 668


