Zaman ve Mekân
Zaman ve mekânı birbirinden ayıramayız. Oluşumdan önce zaman da yoktur. Zaman oluşumla birlikte başlar.
Değişim ve dönüşümün sonucunda madde ve enerji oluşur; bu da zamanı ortaya çıkarır. Bazı kişiler için "varlığı yokluğu belli değil" denir; bu aslında o kişide değişim dönüşümün az olmasından kaynaklıdır. Değişim ve dönüşüm oldukça varlık daha büyük bir oluşumu yaşar. Varlık ve oluşum bir bilinç temelinde oluyor. Evrendeki her varlık bir bilince sahiptir. Her anda ve mekânda bilinçle hareket etmek gerek.
Önderlik, "İnsan mikro evrendir," dedi. Bu temelde evreni anladıkça insanı, insanı anladıkça da evreni anlarız. Evrendeki her varlığa bir anlam yüklemek gerek. Varlıkları ve oluşumları birbirinden ayırmak bizleri hakikatten uzaklaştıracaktır. Evrenin bir parçası olduğumuzun daima farkında olmamız gerekir. Önderlik bir hakikati dile getirirken evrensel bir yöntemi izler. Örneğin Kürt gerçekliğini dile getirdiğinde Önderlik; evet, tikel olarak da dile getirir ama daha çok Kürt gerçekliğinin evrensel bir tanımını yapmaya çalışır. Bu, Önderlikte esas bir yaklaşımdır. Önderliğin 3. Kongre'de tarihi bir tespiti vardır: "Burada yargılanan kişi değil toplum, an değil tarihtir." İşte bu tanım Önderliğin bütünlüklü tarzını ortaya koymaktadır.
Bazı bilimlerin araştırma ve inceleme alanlarını bilmek gerekir ki insan tarihi öğrenmek isterken bu bilimler vasıtasıyla bir gerçekliğe, hakikate ulaşabilsin.
- Arkeoloji: Yer kazıma bilimi. Bir yerde yaşamış insanlara dair, yaşanan kültürü ortaya çıkarmayı hedefler. Yeri kazıyarak yer altından çıkan ve insanlığa ait olan her şeyi alıp bir inceleme ve analize tabi tutar.
- Antropoloji: İnsanı inceleyen bilim dalıdır. "Anthropos" insan demektir. Hem insan biyolojisini hem de insan kültürünü inceler. İnsan bedeninde tarih boyunca yaşanmış olan değişimleri inceler.
- Etimoloji: Dilleri, dillerin kökenini inceler.
- Epistemoloji: Felsefe bilimidir, insan düşüncesi ile ilgilenir.
- Etnoloji: Kavim bilimi.
- Paleontoloji: İlk canlıları inceler; ilk canlıların kalıntılarıyla, yani fosillerle ilgilenip araştırmalar yapar.
- Paleoantropoloji: İlk insanları inceler.
- Primatoloji: Primatları inceleyen bilim dalıdır. Şempanzeleri ve maymunları da incelemeye tabi tutar.
- Jeoloji: Yer kabuğunu inceleyen bilim dalıdır.
Önderlik bu bilimlerin parçalı oluşunu eleştiriyor ve "Bilim bir bütün yapılmalıdır," diyor. Mesela jineoloji ortaya konulduğunda bütünlüklü bir şekilde ortaya konuldu. Jineoloji temelinde tarihin yeniden yazılması gerekiyor. "History" tarih demek ve "Hi" erilliği ifade ediyor. "Story" hikâye demek; yani mevcut tarih erkeğin hikâyesini anlatıyor.
Kozmosun Oluşumu
Önderlik, "Evren dile gelmek için insanı yarattı," diyor. Evren ilkin sonsuz bir boşluktur. Evrenin bir merkezi yoktur ve aslında her yer evrenin merkezidir. Evrenin ne sonu ne başlangıcı ne de bir merkezi vardır. Big Bang ilkin sonsuz bir ısı ve yoğunlaşmış enerji birikimidir. Bu sonsuz ısı ve yoğunlaşmış enerji bir patlama yaratıyor ve evren oluşmaya başlıyor. Big Bang’den sonra oluşan ilk varlık kuarktır. Kuark o kadar küçük bir varlıktır ki tünelli ve taramalı teleskoplarla ancak görülebiliyor. Üç kuark birleşip atomu oluşturuyor. Bu kuarkların bazıları yüklü, bazıları yüksüzdür. Her elementin içeriği ve yapısı farklıdır. Evrenin oluşumunda ilk olarak oluşan element hidrojendir. Hidrojen tatsız, kokusuz ve renksiz bir elementtir. Hidrojen soluduğumuz havadan 14 kat daha hafiftir. İki hidrojen atomunun çekirdeği bir araya gelip helyum elementini oluşturuyor. Helyum da bir gazdır. Bu oluşum elementlerle birlikte evrenin hem ısısı düşüyor hem de evren giderek genişliyor.
300-500 milyar arası kadar galaksinin olduğu varsayılır. Bizim galaksimizde 9 tane gezegen keşfedilmiştir. Yıldızlar da tıpkı insanlar gibi doğar, yaşar, büyür ve ölüp sönerler. Yıldızlar gençken kızıl renktedir. Yıldızlar yaşlandıkça bu kızıllık koyulaşır. Yıldızlar öldüğünde buna Süpernova denir. Dünya dediğimiz, içinde bulunduğumuz gezegen enerjisini Güneş'ten alıyor. Ay, bizim dünyamızdan 50 kat daha küçüktür ve Dünya'nın etrafında dolaşır. Ay hem kendi etrafında hem Güneş etrafında hem de Dünya'nın etrafında dolaşır. Ay da bir defa Dünya'nın etrafındaki turunu tamamlar. Bu dolaşımı esnasında Ay bazen Güneş'in gölgesine bazen de Dünya'nın gölgesine düşer. Dünya'nın önüne düştüğünde Ay tutulması, Güneş'in önüne düştüğünde Güneş tutulması denir. Evren boşluğunda dolaşan meteor cisimleri vardır. Bazen bu meteor taşları düşer ve bazen Dünya'ya düştükleri de oluyor. 1933’te Suudi Arabistan’a bir meteor düşmüş. 1908 yılında ise bir meteor Sibirya’ya düşmüştür. Bu meteor taşlarının daha fazla düşmesini engelleyen gezegen Jüpiter’dir. Jüpiter büyük olduğundan çekim kuvveti güçlüdür ve bu da meteor taşlarını çekerek düşmelerini engeller.
Güneş, ateş halindeki gazlardan oluşur. Güneş bir saniyede kendi etrafında 2 km mesafe alır. Güneş dünyamızdan 110 kat daha büyüktür. Dünyamızdan 330 bin kat daha ağırdır. 200 milyon ton ağırlığında olduğu tahmin ediliyor. Dünyamızdan 149 milyon km uzaktır. Buna rağmen bizi aydınlatan ve ısıtan enerji kaynağıdır. Bunun için Güneş'e daha yakın veya daha uzak olan gezegenlerde yaşam emareleri bulunmaz.
Her gezegenin kendine özgü renkleri vardır. Dünyamız mavi ve yeşil rengindedir. Neptün lacivert renktedir. Merkür sarı renktedir. Uranüs sade mavidir. Mars koyu ve parlak kızıldır. Venüs beyazdır. Jüpiter çok renklidir. Satürn gri renklidir. Plüton vardı, gezegen olarak hesaplanıyordu ama artık gezegen olarak kabul edilmiyor. Merkür Güneş'e en yakın olan gezegendir, bunun için de Güneş etrafındaki turunu 88 gün gibi kısa bir sürede tamamlar. Plüton Güneş'e en çok uzak olan gezegen olarak kabul görüyordu, bunun için de 248 yılda Güneş etrafındaki turunu tamamlar. Merkür, Venüs, Mars ve Plüton bizim dünyamızdan küçüktür.
Dünyamızın 20 milyar yıl yaşında olduğu söyleniyor. Evrendeki elementler bileşimler gerçekleştirerek ve değişim dönüşüm yaşayarak çeşitliliği artırır. Volkanik patlamalarda azot, karbondioksit, metan, amonyak ortaya çıkar. Bunlar dünyamızın soğumasını sağlayan maddelerdir. Dünya ilk oluştuğunda oksijen yoktur. Ozon tabakasının oluşumuyla birlikte oksijen tabakaları da oluşuyor. Bugün canlılığı koruyan, dünyamızı koruyan başlıca şeylerin başında bu ozon tabakası gelmektedir. Eğer bu ozon tabakası olmasaydı güneş ışınları direkt olarak dünyamıza çarpacaktı ve bu da birçok zararı ortaya çıkaracaktı. Güneş ışınları bu haliyle bile çok çetin olduğu dönemlerde birçok hastalığa sebep olabilmektedir. Ultraviyole ışınlar deniliyor; ozon tabakası buna karşı dünyayı ve canlıları koruma görevi görüyor. Ozon tabakasının bir diğer rolü de uzaydan dünyamıza düşebilecek meteor taşlarını engellemesidir. Dünyanın yüz ölçümü 510 milyon km²dir. Dünyamızın %71’i sudan oluşur. %29’u karadan oluşuyor. Dünyamız bir kendi etrafında döner, bir de Güneş etrafında döner. Kendi etrafındaki dönüşünü 24 saatte tamamlar. Güneş etrafındaki turunu ise 365 gün ve 6 saat içerisinde tamamlar. Bu da bir yıla tekabül eder. Bu turların sonucunda mevsimler oluşuyor. Dünyamızda 7 tane kıta vardır: Asya, Avrupa, Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avustralya ve Antarktika. Bu kıtalar uzun bir zaman diliminde oluşuyor. İlk canlı deniz altında ve oksijensiz bir şekilde yaşar. Bu ilk canlı 3 milyar yıl önce yaşamıştır, bir bakteridir. Gözle görülmeyecek derecede küçüktür ve bu bakteri bugün bile hâlen yaşamaktadır. Güneş ve oksijenden faydalanmaz. Bu ilk canlı mitoz bölünme ile kendisini çoğaltır. 2 milyon yıl sonra ise başka canlıların izine rastlamaktayız. Tek hücreli canlıları bu dönemde görüyoruz. Bu tek hücreli canlı aslında kendisiyle birlikte bir devrim yaratıyor. Karaya çıkan ilk canlı yosun oluyor. Bundan sonra canlılık giderek artmaya ve çeşitlenmeye başlıyor. İlk canlılar soğukkanlıdırlar, kendi ısılarını koruyamazlar. Bunun için bazı canlılar bazı mevsimlerde yaşayamaz veya hareket edemezler.
Viyan Mêrdin arkadaşın Şehit Bêrîtan Özgür Kadın Akademisinde verdiği dersten derlenmiştir.
Devam edecek…


