Ama onların anısına doğru karşılık vermeyenler kesinlikle er geç ihanete, yenilgiye gider. Sorumlu olmak zorundayız. Bu şehadetleri kesinlikle küçük göremeyiz.
PKK önderliği özellikle sorumluluk önderliğidir. Şehadetlerin anısına bağlı ve her şeyi buna göre ayarlayan tarihi bir yürüyüş önderliğidir. Bunu anlamamak küstahlıktır, gereklerini yerine getirmemek sorumsuzluktur, hafifliktir. PKK’nin önderlik gerçeği zincir gibi bu 25. yılında bağlanmış, halka halka birbirine eklenmiş, sökülemez bir gerçekliğin de ifadesidir. Öyle sandığınız gibi kendisini bela yaparak, kırık halkalar gibi her gün sökülerek PKK önderlik gerçeği anlaşılamaz ve kırılamaz. Yapılması gereken doğru anlamak, mümkünse bir halka olup eklenmektir.
Biz de bu büyük şehadetlere büyük değer biçtik, büyük üzüldük ama bağlılığı da büyük bir adımla başlattık ve günümüze kadar getirdik. Sizlerin yanı başında binlerce şehadet yaşandı; bir tanesini büyük ele alsaydınız ve büyük bir olayda büyük bir başarıyla cevap verseydiniz, ona yaşamınızda yer açtırsaydınız bugün Kızıldereler 25. yılında böyle sönük karşılanmazdı ve birçok zafer yılı olarak değerlendirilebilirdi. Ama zayıf devrimcilik, tarihi büyüklüklere cevap olmasını bilmeyen, maalesef Türk solu da ondan da öteye bu mirası daha da kötü yiyen, burjuvaziye peşkeş çeken kişiler; böylesine görkemli adımları, çok kahramanca direnişleri bir kez daha ancak katlederler. Ve yaşanan budur. Ne kadar yazık!
Ben adım gibi biliyorum ki o şehadetler büyüktü. Ve hepsi henüz yirmi, yirmi beşinde büyük bir tutkuyla, cesaretle sonuna kadar direndiler, teslim olmadılar. O büyüklüğü hiçbir zaman göz ardı edemeyiz. Ama şimdi sanki olmamış gibi, yerinde yeller esiyor. Bizde de böyle binlerce şehadet var. Onların da yerinde sanki yeller esiyor. Çoğunuz farkında olmak istemiyorsunuz. Bunlar gaflettir ve bellekler böyle yitirilirse, bu kişilikler asla tarihe bir cevap olamazlar.
Büyük kişilikler, şehadetlerin kızıl kaynağından ortaya çıkarlar. Onu kendi gelişim kaynağı haline getirenler, bu büyüklüğü, dürüstlüğü gösterenler asla yenilmezler. Demek ki çıkarılması gereken en temel ders de bu şehadetlerdir. Biz bağlılığımızı gösterdik. Bunu büyüttükçe, anılarına yaraşırcasına yaptık ve büyük gururla bunu söylüyoruz ki, PKK önderliği şehadetler önderliği olarak da değerlidir. Yalnız Kürdistan'ın değil, Türkiye’nin de devriminin en etkili ismidir. Neden? Çünkü şehadetlerin anısına lafla değil, amansız bir savaşımla bağlı kalınmıştır. Bunun için sadece kaba bir direniş gösterilmemiştir; tarihi didik didik etmiştir. Onları yanılgıya götüren Kemalizm’i incelemiştir. Türkiye kapitalizminin bütün esaslarını halk savaşı adına incelemiştir. Türkiye kişiliğini ve bunun içinde en başta da kendi kişiliğini masaya yatırmış ve sonuçta alternatif kişiliği ortaya çıkararak bu büyüklüğe en sağlam yolu döşemiştir. Neden anlaşılmasın? Ciddi olanlar, “ben de bu işte varım” diyenler neden aynı savaşımı kendi yaşamlarında göstermesinler? Bana göre halen şehadetleri esas almak gerekir. Bunu anlam ve önemine anbean bağlı kalınarak göstermek gerekir.
Bugün Türkiye ağır bunalımlar içerisindedir. Halkı 1970'lerden bin kat daha kötü koşullarda yaşıyor. Hele onun sahibi, sözcüsü olması gereken devrimcilerin durumu çok zavallıcadır. En temel hakları elinden alınıyor, ses bile çıkaramıyorlar. Her bakımdan yaşam düzeyleri düşmüş, sendikalar çoktan işlevini yitirmişler. Sermaye; baskı ve sömürü gerçekleştirirken soldan en ufak bir korkusu yoktur. Türkiye emperyalizme peşkeş çekilirken tek bir onurlu bağımsızlık savaşçısının olmadığını bilerek satmaktadır. Türkiye Başbakanı bir Amerikan vatandaşıdır, adeta Türkiye'nin gülü olarak sunuluyor. Bu kadar düşürülmüşlük vardır. Peşkeş çekilmeyen hiçbir değer kalmadı. Bu, piyasanın en geçerli dilidir. Emek bütünüyle ihanete uğramış, gözden düşürülmüş; sahipleri ona anlam vermeyi, ona bir tepkiyle karşılık vermeyi bile ne düşünebilmekte ne de buna cesaret edebilmektedir.
Bu neden böyle oldu? İşte şehadetlerin anlamı yitirilirse ve üzerine de kötü bir mirasyedicilik gibi oturulursa bunun böyle olması kaçınılmazdır. Devrimlerin mantığında ya zafer vardır ya karşı devrimciliğin zaferi vardır. Orta yolu yoktur. Muğlaklık, karşı devrimin mükemmel bir zaferidir. Sonuç, halkın içinde bulunduğu bu acıklı sefalet durumudur.
Bugün Kürdistan halkı yükselen bir halktır. O da bu gerçekliklerle bağlantılıdır. O halde bunlar gün gibi açıkken yapılması gereken; varsa Türkiye ortamı içinde somut bir devrim planı olanlar ve “ben de devrimi esas alacağım” diye ısrar edenler, bunu kendi kişiliğinde, kimliğinde başlatmak zorundadırlar. Yıllarca da sürse tek başına bir savaşımda nasıl anlamlı göstermek gerektiğini PKK deneyiminden mükemmel dersler çıkararak, yine mükemmel bir uygulamayla adım adım ilerleyerek, yenerek gösterelim.
Kaldı ki tüm bu ihanetlere rağmen biraz üzeri eşelenirse canlıdır, akkor halde kızgındır. Sınıfsal çelişkiler çok ileri düzeydedir. Yine demokratik istemler çok güçlüdür. Her an alevlendirilebilir. Kürdistan çoktan sönmüş bir volkana benzer, tekrar onu patlatmak çok zordur. Ama Türkiye böyle değildir. Dolayısıyla ne kadar durum olumsuz da olsa Türkiye’de devrimci gelenek; yeni anlayış, tutum kişiliğiyle büyük gelişmeye de uğratılabilir. Örgütlenmeler ve eylemlilikler daha da hızlı geliştirilebilir. Yeter ki doğru bir önderlik anlayışıyla karşılık vermeyi bilelim.
PKK tarihi incelenerek, bir kez daha Türkiye sol pratiğinin bu temelde gözden geçirilmesi sağlanarak doğrular çarpıcı bir biçimde yakalanıp temsil edilebilir. Bu hiç şüphesiz yüzlerce kayıp vermektense sağlıklı bir incelemeyle en kestirme yoldan hızla gelişen bir devrimci pratiğe, onun örgütlenmesine ve savaşımına götürebilir. Görev budur!
Günlük savaşım zaten Kürdistan’da özel savaş birliklerini yendiği oranda, Türkiye’deki demokratik savaşımın da zaferinin yolunu ardına kadar açmaktadır. Kürdistan devrimi her zamankinden daha fazla Türkiye devrimidir. Yapılması gereken Türkiye kolunu daha fazla çalıştırmaktır. Oldukça hazır bir zemin ve Kürdistan devriminin günlük etkilerini doğru bir anlayışla, özellikle örgüt ve çalışma tarzıyla hayata geçirmektir. Görülecektir ki burada vurulacak etkili birkaç darbe devrimi daha da yakınlaştıracaktır. O çokça söylenen ortaklaşa devrimi, omuz omuza devrimi, halkların kardeşliğini, özgürlüğünü birlikte sağlayacaktır. Kızıldere şehitlerinin anısından çıkarılması gereken en temel bir görev de budur.
Çünkü burada çok iyi bildiğiniz gibi halkları temsil eden militanlar da vardır. Bizzat halkların kardeşliğini sözleriyle söyleyen ve bunu kendi örgütlerine taşıran kişiliklerin şehadetiydi. Halkların adeta mozaiğiydi o grup. Çeşitli etnik topluluklardan geliyorlardı. Türkiye halkının, yine özgür Kürdistan halkının bir şafağı durumundaydılar. Onu da ben iyi hatırlıyorum. İnandığım için de bu eylemi düzenlemeyi amansız görev belledim zaten. Eminim ki bu görevleri böyle gerçekleştirmekle onların ruhu şimdi şaddır ve rahattır. Dökülen kanlar boşa gitmemiştir. Ama isterdik ki bu bizim yalnız PKK’nin direniş gerçeğinde ifade edilmesin, öz örgütüyle Türkiye halkının da bünyesinde anlam bulsun.
Yine inancımız odur ki bu temelde Türkiye somutuna da daha hızlı yüklenilerek, görevleri bilince çıkararak, eğitim, örgütlenme başta olmak üzere, küçük adımlardan savaşçı eylemi geliştirerek gereken karşılığı verebileceğiz. Yıllardır biz de Türkiye devrimi üzerinde duruyoruz. Şimdi daha kararlı bazı adımları da atıyoruz. Umuyoruz ki gerilla da dahil olmak üzere ideolojik, siyasal atılımlar peş peşe bu önümüzdeki 25. yılda anlamlı bir biçimde başarıyla yer bulacaktır. Zaten kıpırdanma, öğrenci hareketleri, memur ve işçi, köylü tepkileri de hızla kendini dışa vurmaktadır. Bu sağlam devrimci mirasın yeniden işlenmesiyle ve doğru bir teorik ifade kadar sağlam siyasi esaslara bağlanarak, yine sağlam örgüt anlayışı kişiliğine kavuşturularak, en önemlisi de doğru eylem biçimleri, taktikleri kullanılarak devrimin bu kolu da hızlı çalıştırılacaktır. Ve halkların ortak zaferine her günden daha fazla yakınlaşılacaktır.
Biz bu temelde şehitleri anıyor ve o günden beri bağlılığımızı her bir eylemle başlayarak göstermeyi, bugün en kapsamlı bir savaşa yansıtarak göstermeyle devam ettiriyoruz. Bu zafere kadar da böyle gidecektir.
Bu anlamda diyoruz ki Türkiye devrim şehitleri ölümsüzdür ve bu temelde devrimin 25. yılında tüm şehitler de PKK devriminde, onun zaferle yürüyüşünde ölümsüzdür.


